Sokak hayvanlarına ilişkin yeni düzenleme, hayvan hakları savunucuları tarafından "katliam yasası" olarak nitelendirilirken, resmi makamlar "halk sağlığı" gerekçesini öne sürüyor.
Medyada ve resmi açıklamalarda "köpeklerin insanlara saldırdığı" gerekçesiyle bu yasa meşrulaştırılıyor. Ancak Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye'de kuduz vakaları son 10 yılda yılda sadece 1-2 kişiyle sınırlı. Sokak köpeklerinin "tehlike" olduğu iddiası, abartılmış bir korku kampanyası! İletişim Başkanlığı'nın 2023 araştırması bile, saldırıların çoğunun algıdan ibaret olduğunu gösteriyor: Katılımcıların %50'si "saldırı yaşadım" dese de, bu vakaların çoğu ciddi yaralanma değil, basit temaslar. Gerçek tehlike köpekler değil, bu bahaneyi kullanan zihniyet!
Yasa, sahipsiz hayvanların "toplanıp barınaklara götürülmesini" öngörüyor. Peki, barınaklar nerede? 2004'teki 5199 sayılı yasaya rağmen, 1389 belediyeden 1200'ü hala barınak inşa etmedi! Mevcut barınaklar ise kapasite yetersizliği ve kötü koşullarla "ölüm kampı" gibi. Örnek mi? Konya, Ümraniye, Ankara Altındağ – buralarda toplu köpek ölümleri belgelenmiş durumda. Hayvanlar toplanıyor, ama barınak olmadığı için ya öldürülüyor ya da ormanlara, çöplüklere terk ediliyor.
Yasa, "tehlikeli" veya "olumsuz davranış sergileyen" hayvanların ötanazisini (yani öldürülmesini) Veterinerlik Kanunu'na atıfla yasallaştırdı. Kim karar veriyor "tehlikeli" olduğuna? Belediyeler! Rehabilitasyon yok, sahiplendirme teşviki yok, kısırlaştırma için bütçe yok. Tek çözüm: İtlaf! Bu, popülasyon kontrolü değil, soykırım. İl Hayvanları Koruma Kurulları'nın "1 kedi, 1 köpek sahiplenme sınırı" gibi kararları da barınakları boşaltmak yerine katliamı hızlandırıyor.
Sosyal medyada ve haberlerde izliyoruz: Köpekler sokak ortasında zehirleniyor, küreklerle dövülüyor, çöp torbalarına doldurulup toplu mezarlara gömülüyor. Niğde'de, Gebze'de, Aydın'da yaşananlar tesadüf değil; bu yasa cesaretlendirdi! Belediyeler "topladık" diyor, ama cesetler ortaya çıkıyor. Hayvanlar gözümüzün önünde katlediliyor!
Bu yasa, sokak hayvanlarını "sorun" gibi gösterip onları ortadan kaldırmayı hedefliyor. Oysa çözüm belli: Kısırlaştırma, aşılama, gerçek barınaklar ve sahiplendirme. Ama iktidar, rant ve kolaycılık peşinde. Sokaklarımız hayvanlarla güzel – bu katliama sessiz kalma!
Hayvanlar yalnız değil – sesleri olalım!
Sağlık Bakanlığı'nın kuduz verileri ve Türk Veteriner Hekimleri Birliği'nin açıklamaları, saldırıların abartıldığını ve kuduz riskinin minimal olduğunu gösteriyor. Medyada köpürtülen "tehlike" algısı, bilimsel verilerle çelişiyor.
2004'ten beri barınak kurmayan belediyelerin varlığı, yasanın "toplama" vaadinin uygulanamaz olduğunu kanıtlıyor. BBC Türkçe, Medyascope gibi kaynaklar, barınaklardaki katliamları belgeledi (örneğin, Ümraniye ve Altındağ olayları).
"Ötanazi" maddesi ve barınak kapasitesizliği, hayvanların yaşatılmak değil, yok edilmek istendiğini gösteriyor. CHP'nin AYM'ye başvurusu ve hayvan hakları örgütlerinin raporları da bunu destekliyor.
Sosyal medyada ve haberlerdeki görüntüler (Konya'daki kürekli işkence, Niğde'deki toplu mezarlar), yasanın uygulanış biçimini gözler önüne seriyor.